
Sekiz yılda dokuz defa geldiğim Makedonya’da görmediğim tek güzergâh burası idi. Bu yolun bizi önce eşim Rağbet Hanımın köyü olan Karaslar’a, sonra da Köprülü’ye ulaştıracağını biliyordum. Karaslar hizasından geçerken yamaçta Rağbet Hanımın büyük dedesi Mehmet Dede’nin mezarı görünüyordu. Sabahın ilk ışıkları altında Türk mezarlığının ucunda duvarla çevrili bu mezar tek başına buraları bekliyordu sanki... Tarif edemeyeceğimiz duygular içine kapıldık. Mezarlıkta bu mezardan başka yükselen bir taş bile görülmüyor. Aslında burada birçok mezar taşı olduğunu biliyoruz ama maalesef hepsi kırılmış. Yolculuğun vermiş olduğu yorgunluğa bu karmaşık duygular da eklenince iyice sersemliyoruz.
Hedefimiz doğru Dorfullu köyü... Burası Ohçebol denilen bölgenin ortasında bulunuyor. Ohçebol, Köprülü (Velez) ile İştip arasındaki bereketli topraklara verilen isimdir. Makedonlar buraya koçlar, kuzular ovası anlamına gelen “Ovce Polye” diyorlar. Bizimkiler ise “Oşçebol, Ohçebol” demişlerdir. 1953 göçüne kadar bu bölgede çok az sayıda Hıristiyan yaşıyordu, bölge tamamen Türklerle meskûndu. Burada canlı bir Türk-İslâm yaşayışı vardı. Köyler arasında çok sıkı akrabalık bağları ve sosyal ilişki bulunuyordu. Ohçebol dışında Vardar’ın batı tarafında bulunan Çeltikçi (Orizari), Sırkvina ve diğer köylerle de aynı sıcak ilişkiler yaşanıyordu. Şimdi Dorfullu köyünde yirmi civarında, Cumalı ve Karatmanlı’da birer hane Türk yaşamaktadır. Dorfullu’nun doğusunda aynı hizada Köseler, batısında Karatmanlı, kuzeyinde ise hemen yürüme mesafesinde Cumalı bulunmaktadır. Çok bereketli topraklara sahip olan köyde şimdi sulama imkânları da bulunmaktadır.

Ayet Aga’yı yıllar önce Türk televizyonlarının birinde görmüştüm. Türkiye’den getirdiği kavun cinsini tanıtıyordu. Ancak biz 2006 yılında tanıştık. Oğlu Mustafa ile Köprülü’de tanışıp kurbanlık almak üzere ilk defa evlerine geldik. Daha o alışverişte birbirimize ısındık. Ayet Aga, gözü tok gönlü zengin bir insan... Nedime Hanımla eşim Rağbet Hanımın akraba çıkmaları bizim için ayrı bir sürpriz oldu.
İki yıl önce de günü birlik bir ziyarette bulunmuştuk. Kısa fakat anlamlı bir ziyaret olmuş, Nedime Hanım bize unuttuğumuz bazı tatları tattırmıştı. Mutlu olmuştuk.
Bu sefer doğrudan Dorfullu’ya giderek Ayet Aganın misafiri olmayı arzuladık. Nedime teyzenin “akrabam gelmiş” diyerek koşması bütün hane halkının bizi coşkuyla karşılaması Rağbet Hanımla beni son derece mutlu etti.

Ayet Aga’nın beş çocuğu var. Buralarda eskiden beri çocuk (çojuk) denince erkek çocuklar anlaşılır. Kızlar ayrıca ifade edilir. Mesela “iki çojuum, bir kızım var” gibi... Naki isimli oğlu İstanbul’da yaşıyor. Mustafa ve Mümin babalarından ayrı düzen kurmuşlar, kendi evleri ve işleri var. Ayet Aga, Neki ve Teki isimli oğulları ile birlikte yaşıyor. İkisi de babayiğit, çalışkan çocuklar... Neki’nin dört kızı, Teki’nin ise bir oğlu iki kızı var. Ufak büyük yedi torunun koşuşturduğu bir avlu düşünün. Burada çok canlı bir hayat var.

2006’da geldiğimizde inşaat halindeki evlerini bitirmişler. İki girişi, içinde her türlü modern donanımı olan, yan yana içten merdivenli üç katlı iki daire inşa etmişler. En önemlisi bol su var. Şebeke suyun yanında ayrıca sondajla çıkardıkları kendi suları da bulunuyor. Çamaşır makinesi durmadan çalışıyor. Seramik döşenmiş banyoda elektrikli termosifon ve duşa kabin büyük bir konfor sağlıyor. Yaz aylarında zamanın büyük kısmı avluda geçiyor. Büyük bir ceviz ağacı armut, ayva ve badem ağaçları avluya bütün gün gölge sağlıyor.


Bu, eskiden düğünden hemen sonra kaynana tarafından, ziyarete gelen damada yapılan bir nişasta (nişeste) helvasıdır.
Burada çok güzel iki gün geçirdik. Resmî olarak bağlı oldukları Kliseli kasabasına gittik. Makedon bir avukatla tarih ve sanat sohbeti yaptık. Cumalı’yı gezdik.

Ayrıca Cumalı’lı taksici Boban’ı bularak köylerimize çok rahat ziyaret yapmamızı sağladılar. Boban, bizi Radoviş’in köylerine kadar da götürdü. Boban’ı çok sevdik; sevimli ve dürüst bir genç.. Eşim Rağbet Hanım, ona Türk usulü el öptürerek veda etti.
Ayet Aga’nın hanesinde dört yıldız kalitesinde iki gün geçirdik. Adeta zaman tünelinden geriye giderek sıla özlemimizi giderdik. Her şeyden önemlisi bu dünya tatlısı, misafirperver insanlarla güzel anlar yaşadık. İçimiz buruk, tekrar görüşmek umuduyla Radoviş’e gitmek üzere vedalaştık.
sevgili hocam,
YanıtlaSilAdım Halil Güler.1951 Makedonya Köseler doğumluyum.1957 yılında; Manisa'nın Saruhanlı İlçesi Hacırahmanlı kasabasına yerleştik. sizin gibi orada doğup, üniversiteyi bitiren ilkler arasındayım. 1979 tarihinde uzman olarak başladığım "Vakıfbank"taki çalışma hayatımı 25 yıl çeşitli yerlerde müdür olarak sürdürdüm. Ne yazık ki; orada doğup yaşamını sürdürenlerin sayısı günden güne azalmakta. Ben bunlara "Orijinal" diyorum. Doğduğum yöreyi çok özlüyorum. Çocuklarımda benle aynı duygularda.