Tito dönemi Yugoslavya’sında ilk başta yasaklanmasına rağmen, yapılan mücadele sonunda Türkçe eğitim kabul edildi. Dört yıllık ilkokul eğitimine ilâve olarak daha sonra dört yıllık Türkçe ortaokullar da açıldı. Cumalı köyü, Hoşçebol denilen bölgenin ortasında bulunduğu için daima önemli bir merkez olmuştur. Bu bölgede bulunan çok sayıdaki Türk köyünün bağlı olduğu belediye merkezi, bu yüzden burada faaliyet göstermiştir. Halen belediye adı Lozov’a çevrilen Cumalı’da bulunuyor. Türkçe eğitimin ortaokul seviyesinde yapılması için de konumu sebebiyle Cumalı seçilir. Buraya açılan ortaokulda yalnız Hoşçebol değil yakın bölgelerdeki köylerin çocukları da Türkçe öğrenim görmüştür. Burada ve daha sonra Köprülü merkezde açılan Türk sınıflarında öğrenim görenlerin bazıları Türkiye’de ilk okuyan kişiler oldular. Üsküp’te Türk Okulu olarak faaliyet gösteren “Tefeyyüz” İlköğretim okuluna gidenler de vardı. Köyümüzden Necati Aganın Hüseyin Altınay İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirerek ilk üniversite bitiren hemşerimiz olmuştur. Ayrıca Hasan Hoca’nın oğlu Rüştü’nün Astsubay okulunu bitirerek ordu saflarına katılması da önemli bir örnek olmuştur. Diğer köylerden de çeşitli dallarda okul bitirenler oldu.
25 Ağustos 2012 Cumartesi
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Belgrad ve Kalemegdan
Dinlenip rahatladıktan sonra otelden çıkıp gezime başlıyorum. Bayraklı Cami otelin hemen bir sokak altında bulunuyor. Belgrad’da kalmış tek cami. Birçok defa saldırıya uğramış. Savaştan sonra restore edilerek ibadete açılmış. Kapısında Polis Noktası bulunuyor, yani polis korumasında... Apartmanlar arasında sıkışıp kalmış küçük bir yapı. Hayal kırıklığı yaşıyorum. Tek kubbeli, tek minareli, yeni restore edildiği her halinden belli oluyor. Temiz ve bakımlı iç mekânı bu yabancı diyarda insanı hemen etkisi altına alıyor. Ahşap minberi yeni yapılmış gibi bakımlı, mihrabın iki yanında Allah ve Muhammed yazıları dikkati çekiyor. Duvarlarında çeşitli hat örnekleri görülüyor. Minaresinde ay yıldızlı yeşil bayrak dalgalanıyor. Camiye adını veren bayrak bu olmalı. Camiden hüzünlenerek ayrılıyorum. Sağa dönüp ileri yürüdüğüm zaman kaleye ulaşacağımı biliyorum.
Belgrad Yolunda...
Sekiz yıldır defalarca Makedonya’ya gittim. Doğduğum, sekiz yaşıma kadar yaşadığım köyümü kasabamı, dedelerimin, nenelerimin mezarlarını ziyaret ettim. Bütün Makedonya’yı gezdim; gitmediğim şehir kalmadı diyebilirim. Ayrıca kimsenin gitmediği en sapa yerlere, dağ başlarındaki Yörük köylerine de gittim. Makedonya’nın hiçbir yerinde akrabam yok ama şimdi birçok kasabasında ve köyünde çok değerli dostlarım var. Bu süre içinde Makedonya dışında sadece Kosova’da Prizren’e bir defe gitmiştim. Bu gezimde Makedonya üzerinden bir defa daha Prizren’e ve oradan da Sırbistan’a giderek Belgrad’ı görüp gezmeyi plânladım. Sırbistan, Kosova’ya siyasi nedenlerle sınır kapısı açmadığı için Prizren üzerinden gitmem mümkün olmadı. Üsküp’e dönerek buradan Belgrad otobüsü ile Sırbistan’a geçtim.
20 Temmuz 2012 Cuma
Kosova'da Bir Türk Beldesi: Mamuşa
| Mehmetçik Çeşmesi |
Mamuşa, Kosova’da Prizren şehrine 15-16 km. mesafede çok eski bir yerleşim yeridir. En önemli özelliği nüfusunun tamamının Türk olmasıdır. Nüfusunun yedi sekiz bin civarında olduğu söyleniyor. Adının Mahmutşah’tan geldiği rivayet ediliyor. Mahmutşah, söylene söylene Mamuşa’ya dönüşmüş. Mamuşalıların Tokat yöresinden gelerek buraya yerleştikleri birçok kaynakta belirtilmektedir. Şimdi Tokat’ta yaşayan Türklerle ne kadar ortak noktaları kalmıştır bilemem. Çünkü coğrafya insanlara şekil verir. İnsanlar yaşadıkları coğrafyadan ve çevredeki değişik kültürlerden aldıkları etkilere göre değişikliklere uğrarlar. Gene de bir araştırma yapılacak olursa Tokatlılarla birçok ortak özellikleri olduğu görülecektir. Mamuşa Türkçesi kendine has özellikler taşıyor. Tokat Türkçesi ile farklılıklar gösterdiği kesin... Bu konuda da araştırmalar yapılması faydalı olur. Belki de yapılmış araştırmalar vardır. Vurguları, söyleyiş şekli ne olursa olsun güzel Türkçemizin buralarda yaşaması çok önemli… Zaten Türkiye’de okuyan çocukları, Türk televizyonlarının yayınları ve gidip gelmelerle artan etkileşim İstanbul Türkçesinin yayılmasını sağlamaktadır.
14 Temmuz 2011 Perşembe
Dorfullu ve Ayet Aga
17 Nisan 2011 Pazar
Köprülü Derbent Halveti Dergahı
Makedonya’daki birçok dergâhtan biri olan Derbent Halveti Dergâhı 18. yüzyılın başlarında Şeyh Mehmet baba tarafından Köprülü’de (Velez) kurulmuştur. Bu dergâh Potok deresinin oluşturduğu boğazın girişinde sarp bir yamaca kurulmuştur. Adı bulunduğu mevkiden gelmektedir. Derbent, sarp geçit, boğaz manasına gelmektedir. Anadolu ve Rumeli’de bu isimle anılan birçok yer vardır. Bu dergâh geçidin en hakim yerinde bulunmaktadır. Şeyh Mehmet baba, Köprülü’nün güneyinde bulunan Demirkapı yakınlarındaki Koşarka köyünde yaşayan Şeyh Mustafa babadan hilafet almıştır.
4 Ağustos 2010 Çarşamba
Elli Beş Yıl Sonra Kanatlar'da
Elli beş yıl önce 1955’in Eylül ayında o zamanki Yugoslavya’dan Türkiye’ye ailece göç ettik. Ailece değil milletçe göç ettik desek daha doğru olur. Bu göçe, Yugoslavya’nın birçok bölgesinden Türk Milletinin adeta sürülüşüdür diyebiliriz. Hem de çok hesapsız, kitapsız bir şekilde…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)